Her yeni yılın başında logo tasarım trendlerini sıralayan listeler çıkar: bu yıl gradyanlar geri dönüyor, bu yıl serif fontlar öne çıkıyor, bu yıl maskotlar moda. Bir marka sahibi olarak bu listeleri okuduğunuzda akla doğal bir soru geliyor: ben de logomu bu trendlere göre mi şekillendirmeliyim?
Trendlerin gerçek değeri
Trendler boş yere ortaya çıkmaz. Bir görsel dil popülerleştiğinde, bunun genelde teknik bir sebebi vardır: ekranların çözünürlüğü değişmiştir, kullanıcı davranışı kaymıştır, ya da önceki dönemin estetiğine karşı bir doygunluk oluşmuştur. Bu yüzden trendleri tamamen görmezden gelmek de akıllıca değil; bir trend bazen gerçekten daha iyi bir çözüme işaret eder.
Ayrıca bir markanın kurulduğu dönemin estetiğinden tamamen kopuk olması da garip durabilir. Eski moda görünen bir logo, marka gerçekten güncel ve dinamik olsa bile, izleyicide “bu marka eskimiş” hissi uyandırabilir. Bu yüzden trendlerden tamamen habersiz olmak da bir risk taşıyor.
Ama trend takibinin bedeli var
Sorun şu ki, bir trendi birebir takip eden bir logo, o trend moda olduğu sürece “güncel” görünür, ama trend geçtiğinde logo da onunla birlikte eskir. Bir logo tasarımı genelde beş, on, bazen yirmi yıl kullanılmak üzere yapılır; oysa görsel trendlerin ömrü çoğu zaman iki-üç yıl. Bu ikisi arasındaki zaman uyumsuzluğu, trend odaklı logoların en büyük zayıflığı.
Bunun somut bir örneği: belirli bir dönemde hemen her yeni teknoloji şirketi birbirine çok benzeyen, aynı gradyan paletini, aynı yuvarlatılmış geometrik formu kullandı. O dönemde “güncel” görünen bu logolar, birkaç yıl sonra hem eskimiş hem de “herkes gibi” göründü; çünkü ayırt edici bir kimlikten çok, o dönemin genel görsel diline aitlerdi.
Doğru soru “trend mi, değil mi” değil
Bir markanın logosunu tasarlarken sorulması gereken doğru soru, “bu trend mi” değil, “bu, markanın kendi kimliğine ve uzun vadeli konumlanmasına hizmet ediyor mu” sorusu. Bir trend, eğer markanın doğasına gerçekten uyuyorsa (örneğin genç ve dinamik bir markanın canlı renkler kullanması), o zaman “trend olduğu için” değil “marka için doğru olduğu için” kullanılmalı. Trend olması bir bonus olabilir ama asla tek gerekçe olmamalı.
Pratik bir denge yolu
Deneyimli tasarımcıların çoğu bir ayrım yapar: logonun kendisi (temel şekil, tipografi, oran sistemi) mümkün olduğunca zamansız ve sade tutulur; güncel trendler ise logonun etrafındaki daha esnek katmanlara (renk paleti varyasyonları, animasyon, sosyal medya kullanımı, kampanya materyalleri) taşınır. Böylece marka hem güncel kalabilir hem de temel kimliği yıllar içinde eskimez.
Bir başka pratik yaklaşım, trend olan bir unsuru “doz ayarlayarak” kullanmak. Örneğin tamamen brütalist bir logo yerine, sade bir logoya küçük bir brütalist dokunuş eklemek; ya da tamamen illüstratif bir karakter yerine, sade bir amblemin yanına ölçülü bir karakter unsuru koymak. Bu, hem güncelliği yakalar hem de aşırı riske girmeden markayı korur.
Sonuç olarak trendleri tamamen görmezden gelmek de, onlara körü körüne bağlanmak da riskli. En sağlıklı yaklaşım, trendi bir referans noktası olarak görmek, ama son kararı her zaman markanın kendi kimliğine ve uzun vadeli hedeflerine göre vermek.