Marka hikâyesi, logonun neden böyle göründüğünü açıklayan gerçek bir arka plandır: işin nasıl başladığı, adın nereden geldiği, ürünün nasıl yapıldığı. Logoyu güzel göstermez, hatırlanır kılar. İnsan sembolün arkasında bir neden olduğunu hissettiğinde markayı daha uzun süre aklında tutuyor. Aşağıda hikâyenin logoya hangi yolla taşındığını ve nerede bırakılması gerektiğini anlatıyoruz.
Hikâye logoyu neden güçlendirir?
Anlamı olmayan logo, başka bir logoyla yer değiştirebilir. Anlamı olan, değiştirilemez. Bir marangozun logosundaki keski, ustasından kalan bir alet ise bu detay tabelada, kartvizitte, ambalajda sohbet açar. Müşteri “bu neyin simgesi?” diye sorar, siz de iki cümleyle hikâyenizi anlatırsınız. Hikâyeyi sahiplenmiş bir logo, satış görüşmesinde de açılış cümlesi sağlıyor.
Hikâyenin ikinci faydası ekibe dönük. Çalışanlar logonun arkasındaki sebebi bilirse markayı aynı biçimde anlatır, kullanım kararlarında da daha tutarlı olur.
Hikâye logoya nasıl yansıtılır?
Dört kaynak var. Ad: markanın adı bir kelime, kişi, yer ya da kısaltma olabilir ve bu ad sembole dönüşebilir. Kökenler: kurulduğu şehir, mahalle, bölgenin bilinen bir yapısı ya da bitkisi. İş: ürünün yapılışı, kullanılan alet, işlenen malzeme. İnsan: kurucunun mesleği, ailenin geçmişi, ilk müşteri.
Hangisini seçeceğiniz markanın ne anlatmak istediğine bağlı. Yerel bir pastane için köken, premium bir ürün için işçilik daha doğal olur. Seçtiğiniz kaynağı bir cümleyle yazın; cümle iki satırı geçiyorsa logoya sığmaz.
Tasarım aşamasında sırayla şunları yapın: kaynağı belirleyin, onun en basit görsel karşılığını bulun, ayrıntıları atın, küçük boyutta sınayın. İşin ayrıntılı kurgusunu görsel hikâye anlatımı yazısında işledik.
Hikâye ile logo arasındaki mesafe
Logo hikâyeyle ne kadar doğrudan bağlı olmalı? Üç kademe düşünebiliriz. Doğrudan: sembol hikâyenin kendisini çizer, örneğin dedenin dükkânının kapısı. Dolaylı: sembol hikâyeden bir parçayı soyutlar, örneğin kapının kemer biçimi. Sezgisel: sembol hikâyeyi anlatmaz, ama rengi ya da dokusu o dönemi hatırlatır. Küçük işletmelerde doğrudan olan çoğu zaman iyi çalışır; büyüyen markalarda dolaylı olan daha esnek kalır, çünkü marka yeni ürünlere geçtiğinde de uyumlu olmaya devam eder.
Doğrudan anlatım tabelada okunur, dolaylı anlatım ise ambalajda ve dijitalde daha rahat ölçeklenir. İkisi arasında seçim yaparken logonun nerelerde görüleceğini düşünün.
Hikâyeyi müşteriye nasıl aktarırsınız?
Logo yeni çıktığında bile hikâyeyi anlatmak için üç kısa yer vardır: web sitesinin hakkımızda sayfası, sosyal medyadaki ilk gönderi ve ambalaj ya da fatura üzerindeki küçük not. Her birinde en çok iki cümle yazın. Uzun anlatı müşteriyi yormaz ama dağıtır. Bir de sıklık meselesi: aynı hikâyeyi her gönderide tekrar etmeyin, ayda bir hatırlatın.
Hikâyenin abartılması
Hikâye kuvvetli olsa bile logoda herkesin bilmesi gerekmiyor. En yaygın hata, markanın bütün tarihçesini bir amblemde toplamak. Sonuç bir bulmaca. Tek bir güçlü fikir seçilir, gerisi web sitesinde, ambalajda, sosyal medyada anlatılır.
Uydurma hikâye de ayrı bir tehlike. Gerçek olmayan bir kuruluş efsanesi kısa sürede fark edilir. “Üç kuşaktır aynı reçete” gibi bir cümle gerçek değilse yazmayın. Küçük ama doğru bir hikâye, büyük ama kurgu bir hikâyeden daha iyi çalışır.
Hikâyesi olmayan markalar ne yapmalı?
Yeni kurulmuş ya da sıradan görünen işletmelerin çoğu “hikâyemiz yok” der. Gerçekte vardır, sadece fark edilmemiştir. Şu sorulara cevap verin: bu işi neden seçtiniz? İlk günü hatırlıyor musunuz? Müşteriler sizi neden öneriyor? Bir tek ayrıntı bile yeter. Mesela “ilk dükkânımızın penceresi yeşil boyalıydı” gibi küçük bir şey, rengin ve formun kaynağı olabilir.
Gerçekten hiçbir şey çıkmıyorsa hikâye zorlanmaz. Markanın değerlerinden ve sunduğu faydadan yola çıkın. Bunun için marka değerlerinin logoya yansıtılması yazısındaki yöntemi kullanabilirsiniz. Logo sade kalır, hikâye zamanla müşterilerle birlikte oluşur.
Hikâye ve hukuki koruma
Hikâyeden doğan sembol size özgüyse tescil edilebilir bir unsur olur. Genel bir sembolün (yaprak, daire, yıldız) tek başına korunması ise zordur. Hikâyeye dayalı özgün çizim burada fark yaratır: sizin dükkânınızın penceresi, sizin atölyenizin aleti. Tescil konusunda marka vekilinden görüş alın; biz tasarım dosyalarını bu başvuruya uygun biçimde, vektör ve renk kodlarıyla hazırlıyoruz.
Hikâyeyi kaydedin
Çoğu işletme hikâyesini yazıya dökmez ve zamanla unutulur. Logo tasarlanırken konuşulan her şeyi bir sayfaya geçirin: adın kaynağı, sembolün anlamı, renk seçiminin nedeni. Bu sayfa marka kullanım kılavuzuna girer. Yeni çalışan, yeni ajans ya da yeni şube müdürü geldiğinde okur ve markanın niyetini anlar. Ayrıca web sitesinin hakkımızda bölümü için de ham madde olur.
Hikâyeyi internette düzgün anlatmak ayrı bir iş; web tasarım sürecinde hakkımızda sayfasını logonun hikâyesiyle tutarlı kurguluyoruz.
Bir deneme daha yapın: hikâyeyi hiç bilmeyen birine logoyu gösterip ne anlattığını sorun. Çıkan cevap hikâyenize yakın değilse bile alınacak ders var; bazen beklenmedik bir yorum, sembolün daha güçlü bir yanını ortaya çıkarıyor.
Hikâye, logonun yaşlanmasına karşı bir sigorta
Moda geçer, hikâye kalır. Trend bir stille çizilmiş bir logo birkaç yıl sonra eskir. Hikâyeye dayanan bir logo biçimi sadeleşse bile anlamı sürer. Bu yüzden yenileme zamanı geldiğinde hikâyeyi korurken biçimi güncelleyebilirsiniz: aynı keski, daha ince çizgiyle; aynı yaprak, daha az detayla.
Elinizde hiç çalışılmamış bir hikâye varsa ve logoyu bu doğrultuda yenilemek istiyorsanız iletişim sayfamızdan bize yazın. İlk görüşmede hikâyenizi birlikte çıkarıyoruz, hangi parçasının logoya girebileceğini söylüyoruz.